Sonra fark ettim ki
Su akıyor rüzgar esiyor
Yağmur yağıyor.
Her şey yine ve aynı şekilde oluyor.
Öyle bir yere geldim ki sıcak ve soğuk aşk ve nefret,
savaş ve barış, üşümek ve sonrası mahkeme.
Gitsem ayrılık oluyor.
Kalsam çöl
gidersen bende hasret olur ve belki beni sevenler de özler
ama anladım ki özlemden de hiç kimse ölmüyor
ama ben ölüyorum.
Nefes alıyorum önemsiyorum ve gitmek istiyorum .
Anladım ki hasret yeni bir aşka kadar sürüyor
sevdiklerim ve beni sevenler bağışlayın
su akıyor ve ben gidiyorum.
Bir nehir ki ömrüm taşır bin yıllık kavgasını yurtsuz aşklarını
bir nehir ki ömrüm yüreğim baş eğmez bir haylaz
buzun ateşe değdiği zaman
terin toprağa, gülün yaprağa
ışığın suya değdiği zaman
dudaklarım, gözlerinde
aşkı içeceğiz
bir tuncay akdoğan şiiri...
http://www.youtube.com/watch?v=dPyYesCK9_o
.
zehni - 15. Apr, 13:39
Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana
Mey süzülmüş şişeden ruhsâr-ı al olmuş sana
Nezaket, kuyumcuların altını tel halinde incelttiği araçtan (haddeden) geçerek senin boyunu posunu oluşturmuş. Şarap, şişeden süzülerek yanağındaki kırmızılığı, allığı oluşturmuş.
Bûy-i gül taktîr olunmuş nâzın işlenmiş ucu
Biri olmuş hoy birisi dest-mâl olmuş sana
Gülün kokusu damıtılmış nâzın ucu (mendil gibi) işlenmiş: biri huyunu biri mendilini oluşturmuş. (Gülün kokusu, huyunu, nazlanmakta elinden düşürmediğin mendili oluşturmuş).
Sihr ü efsûn ile dolmuştur derûnun ey kalem
Zülfü Hârutun demek mümkin ki nâl olmuş sana
Ey kalem, senin için büyü ile dolmuştur. Demek ki büyücü Harut'un saçı senin kamışın olmuş (Sen öyle büyülü şeyler yazıyorsun ki ey kalem, büyücü Harut'un saçı senin kamışını oluşturmuş veya kamışın büyücü Harut'un saçından oluşmuş).
Şöyle gird olmuş fireng-istan birikmiş bir yere
Sonra gelmiş gûşe-i ebrûda hâl olmuş sana
Bütün ecnebi (Firenk) ülkelerinin güzelleri toplanmış birikmiş bir yerde sonra da kaşının kenarındaki beni oluşturmuş (Senin kaşının kenarındaki ben bütün Avrupa ülkelerinin güzel kızlarına denktir).
Ol büt-i tersâ sana mey nûş eder misin demiş
EL-amân ey dil ne müşkilter suâl olmuş sana
O puta tapan (inançsız) sana Şarap içer misin? diye sormuş. Aman yarabbi, ne zor, çözülmesi ne güç bir soru sormuş sana. (Tezat sanatı var. Bir yandan sevgili şarap sunuyor, diğer yandan ise Müslüman ve şarap yasak).
Sen ne câmın mestisin âyâ kimin hayrânısın
Kendin aldırdın gönül noldun ne hâl olmuş sana
Sen hangi kadehten sarhoş olmuşsun, acaba kime hayransın? Ey gönül, ona sen bağlandın, ne oldun, bu halin nedir? (Bunu sen istemedin mi?)
Leblerin mecrûh olur dendân-ı sîn-i bûseden
LaLlin öptürmek bu hâletle muhâl olmuş sana
Dudakların "SİN" harfinin dişlerinden dolayı yaralanır (Senin dudakların o kadar naziktir ki,bûse ((öpücük)) sözcüğündeki sin harfinin dişi andırır başlangıcından dolayı yaralanır). Bu yüzden, ateş gibi, yakut gibi kırmızı olan o dudaklarını öpmek imkansızdır.
Yok bu şehr içre senin vasf ettiğin dil-ber Nedîm
Bir perî-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana
Ey Nedim! Senin anlattığın gibi böyle güzel bir kadın bu şehirde yok. (Bu güzelliklere sahip olan varlık bir kadın, bir insan olamaz). Olsa olsa sana bir perinin yüzü görünmüştür. Bu kadar güzellik bir gerçekte değil, ancak bir hayalde (hayalet/peri anlamında) sana görünmüş ve sen de var sanmışsındır.
NEDİM
zehni - 15. Apr, 13:31
Asik olan ummana düser vay vay vay
Hayvan gelir insan olur vay vay vay
Elma yiyen adem olur
Elma yiyen adem olur olur olur
Hay diyince haylanma
Kim sultan kim avara
Bir hesap var bakidir
Ödenir ahir zamana
Kim hayvan kim insandır
Görenlere Aşk ola
Benim adim alem olur
Benim adim adem olur
Meyve verir dünyayada
Hayvan olur hayvan olur vay vay vay
Asik ölen ölmez olur
Yedi asir bin aleme sultan olur
Hay diyince haylanma
Kim sultan kim avara
Bir hesap var bakidir
Ödenir ahir zamana
Kim hayvan kim insandır
Görenlere Aşk ola
Ekrem Düzgünoglu
zehni - 25. Dec, 16:12
İNEĞİN köydeki Atatürk büstüne sürünmesi ve büstü devirip kırması nedeniyle bakanlık bir müfettiş gönderdi.
Ben en çok müfettişi düşünüyorum.
Ne diyecek ineğe?..
İneğin sahibi, Malatya Yeşilyurt İlçesi Kadiruşağı Köyü'nden Gül Kılınç ise "Ceza verirler mi?" diye korktu ve ineği başka köye sürgün ettiler.
Eee cezası var tabii.
Bu biraz da ineğe bağlı...
*
Ben öbür ineklerden biliyorum; bunlar kimi zaman gidip gidip Atatürk'ün üzerinde durduğu kaidelere sürtünürler.
Biz buna "kaşınma" diyoruz.
Birisi şöyle demişti:
"Taşın önünde sap gibi duruyorlar..."
"Hiç inek konuşur mu?" diyeceksiniz.
Müfettiş gönderdiklerine göre demek ki konuşanı var...
Durup dururken niye böyle demişti inek?..
Çünkü kaşınmıştı...
*
İnekler her zaman kaşınmazlar.
Diyelim ki mevsim uygun değilse, hava elvermiyorsa, kendilerini güvende ve garantide hissetmiyorlarsa, ortamı uygun görmüyorlarsa kaşınmazlar...
Biz buna da "kaşınmayan inek" diyoruz.
Ama bu mevsim uygun...
Hava müsait, süreç işliyor, şartlar yerinde, kaşınmak ineğe itibar getiriyor, cumhuriyetin kaideleri savunmasız...
İnek yerinde duramıyor..
Ve kaşınıyor...
Sen git Atatürk'e sürtün...
*
İneğe laf da anlatamazsınız.
Ona deseniz ki:
"Bak bu ülke Ortadoğu'nun yüz akı... Emsalleri hálá sürünürken neredeyse bir asır önce çağdaşlığa, demokrasiye, özgürlüğe adım attı... Bu çala çala, sata sata bitmeyen ekonominin, bu eğitimin, bu sosyal hayatın, bu hukukun, bu güçlü ordunun, bu ulusal politikaların temeli taa o zaman kuruldu... Bunu yapan insandır Atatürk... Sen kaşındıkça gidip gidip ona sürtünüyorsun, ineklik yapıyorsun..."
Deseniz, anlamaz...
İnektir...
Bekir Coskun Hürriyet
zehni - 26. May, 20:21
GECELER DÜŞMAN
Söz - Beste : Adnan Ergil
Takvimlerden haberin yok mu geçiyor yıllar
Bana küsmüş yüzüme gülmez zâlim aynalar
Kimimiz yorgun, kimimiz vurgun, kimi isyankâr
Acı gerçek bu, ömrümüz bir su, içiyor yıllar
Vakît geç olmuş, dönülmez yolmuş, yürek bin pişmân
Bundan böyle bana meyler dost, geceler düşman
Hani nerde beklenenler
Medet umdum senelerce
Acılar hep dolu dizgin
Bana hâyır yok gecelerde
Vakît geç olmuş, dönülmez yolmuş, yürek bin pişmân
Bundan böyle bana meyler dost, geceler düşman
Takvimlerden haberin yok mu geçiyor yıllar
Bana küsmüş yüzüme gülmez zâlim aynalar
mey : şarap
zehni - 26. May, 20:18
Londra'daki caminin yeni imamı şehre gitmek için hep aynı otobüse biniyor ve çoğu zaman aynı şoföre rastlıyormuş.
Bir gün, bilet alırken şoför yanlışlıkla 20 "kuruş" fazla vermiş. İmam yanlışlığı oturunca, parasını sayınca fark etmiş. Kendi kendine düşünmüş "20 kuruşu geri versem mi şoföre?"... Ama içinden bir ses diyormuş ki "çok küçük bir para ve şoförün zaten umurunda da değil. Otobüs şirketine 20 kuruş ne fark eder?. Bu parayı Allahtan gelen bir hediye gibi... düşünebilirim"
İneceği durağa gelince, imam kalkmış ve fikrini değiştirmiş, inmeden önce şoförün yanına gitmiş, 20 kuruşu geri vermiş ve demiş ki : "paranın üstünü fazla verdiniz."
Şoför gülümsemiş ve demiş ki : "Siz camiinin yeni imamısınız değil mi? Aslında uzun zamandır sizi ziyaret etmek istiyordum caminizde, İslam’ı öğrenmek için ve bilerek size fazla para verdim nasıl tepki vereceğinizi görmek istedim."
İmam inerken nerdeyse bacaklarını hissetmiyormuş, yere yığılacakmış-casına bir direğe tutunmuş ve kendine gelmeye çalışmış, gözlerinden yaşlar dökülerek gökyüzüne bakmış ve demiş ki:
"Allah’ım az daha İslam’ı 20 kuruşa satıyordum!"
zehni - 10. Apr, 12:48