pen36 header icon36

Friday, 25. February 2005

...yok bişi...

"ya beceremiyoruz biz bu işi,
ya da becerecek bir şey yok zaten"

( koni margulies - gün ortası )

tez

"tez yapmak, ters yazmaktır."

(yalçın küçük)

Kardeşlik, sadece türkülerde kalmasın!

90'li yillarin basi, Kürt müziginde yeni bir dönemin basladigi yillardir. O zamana dek, bu alanda tek isim vardi; Sivan Perwer... Sesini bir saksafon gibi kullanan Sivan, 70'li yillarin ortalarindan baslayarak günümüze kadar ayni gelenegi sürdürmüs ve bu alanda neredeyse "tek ses" olmustu. 1992 yilinda Kürtçe'nin üzerindeki yasagin kalkmasiyla birlikte, bu alanda kelimenin tam anlamiyla bir "patlama" yasandi. Pes pese kasetler çikti, ardi ardina müzik gruplari kuruldu. Sivan'i ve geleneksel Kürt dengbejlerini disinda tutarsak, bu ise baslayan herkes bir "arayisla" giristi ise. Komsu müziklerin fazla etkisindeydiler. Ahmet Kaya'nin öncülügünü yaptigi, bir tür Türkiye'ye özgü "protest" müzigin çok daha fazla çekim alanindaydilar. Taklit agir basiyordu. Arabesk tinilar agirliktaydi. Makamlar çok tanidikti. Bir tek farklari vardi bu grup ve müzisyenlerin, sarkilarinin sözleri. Sözleri Kürtçe'ydi. Ve bu sözlerinin Kürtçe olmasindan baska hiçbir özellikleri yoktu. Hemen hemen hepsi, o zamana kadar egemen söyleme ihanet etmeden, kimilerinin "sol arabesk" adini verdigi, içinde çokça devrim, ihtilal, dag, gerilla, ölüm ve kusatma gibi sözcüklerin geçtigi sözler seçiyordu. Makamlari, akranlari Türkçe müzik yapanlarindan farkli degildi. Bir tek zaman zaman girtlak yapilari kendilerini ele veriyordu. Bu alanda zaten bir enflasyon yasaniyordu, bir de üstüne Kürtçe "tuhaf bir müzik" yapanlar eklenince, piyasa girtlagina kadar doydu. Ve bir yerlerde yavas yavas duyulmaya baslanan bir ses, bir öncülügün de sembolü oldu. Ciwan Haco, bir curcunanin yasandigi piyasaya, "etno-caz" in çok iyi örnekleriyle girince, farkli bir kanal daha açilmis oldu.

Iste tam bu dönemde "Kardes Türküler" ortaya çikti.

Anadolu bir halklar galerisiyse, bu galeride kendine yer edinmis bir o kadar ses var. Insanoglunun konusmaya baslamadan önce kendini ifade ettigi bu sesler, zaman zaman birlesmis, tek bir ses olmus. Ancak bu "bir ses", hiçbir zaman "tek ses" olarak telakki edilmemis. Herkes ötekinin sesini bastirmadan, kendi sesini ötekinin sesine yaklastirmis, birbirine özenmis. Rumlar, Ermenilerin türkülerini kiskanmis, Gürcüler Lazlar'a yaklasmak istemis. Türkler, girtlaklarini Kürtler'in girtlagina benzetmek istemis, Süryaniler Kürtler'e çok türkü ödünç vermis, Kürtler Türkler'e bir o kadar türkü bagislamis. Yüzyillar boyunca bu böyle olmus. Yapilan bütün savaslar, girisilen bütün katliamlar bu durumu degistirmemis. Savaslar, katliamlar, kiyimlar hersey yapabilir, bir tek kültürel alisverisi engelleyemez. Hele kültürel alisveris güçlüyse, savaslar da uzun ömürlü olamaz. Benzer yasama aliskanligi, iç savaslarin panzehiridir her cografyada.

Bogaziçi Gösteri Toplulugu, "Kardes Türküler" adini verdikleri ilk albümlerinde, iste böylesi iç içe geçmis, birbirine birinci dereceden akraba kadar yakin türküleri seslendirerek çikti ortaya. Yukarida sözünü ettigimiz "sol arabesk" veya "protest" müzik yapanlardan da hemen ayrildi.

Çünkü bir membadan besleniyorlardi onlar. Membanin suyu gürül gürüldü. Tükenmez bir kaynakti. Bin yillarin geleneginden süzüp gelmisti. Arkasina Anadolu'nun tarihini aliyordu bu gelenek. Savaslardan çikmisti, kitliklardan arta kalmisti, tufanlari atlatmisti, boranlara açmisti gögüsünü. Firtinalarla basetmisti, rüzgarlarda savrulmustu. Attan düsmüstü, develere binmisti, çölleri asmisti, daglara gögüs germisti. Akinlara karsi koymustu, kiyimlara direnmisti.

Ufka çömelip cigara sararken Mezopotamya ovasina karsi bir Kürt, "De bila beto" (Haydi gelsin) diyordu. Gelmesini istedigi sey, ona Erbil ovasindan hurma, Hama'dan nar serbeti getirsin istiyordu. Bir Arap, elindeki ipek mendilde kilicini sinarken, "asfur" diyerek kuslarin türküsünü söylüyordu. Zaza bir Alevi dedenin sesi Munzur çayina karisiyordu, mese agaçlarina dolanan ses, Dersim daglarinda gezenlere yalnizligini unutturuyordu. Kayip kültürlerin izini süren bir gezgin, Yezidiler'e rastliyordu Lales'te, Daril Zaferan kilisesinin serin avlusundan çikan bir Süryani, Berçelan yaylasinda yaylayan sevgilisine "gudi" (yayik) türküsünü götürüyordu. Tokatli bir Türk kizi, sabahin ayazinda, burçak tarlasina burçak yolmaya gidiyordu. Enver Pasa'nin çizmesi altimda ezilmis, Sarikamis katliamindan arta kalmis bir Ermeni, "Sari Gyalin"e agit yakiyordu. Bir Gürcü delikanlisi "satrpialo" diyerek, sevdigine sevdasini haykiriyordu. Kürtler govend'e, Türkler halaya, Ermeniler dügüne, Aleviler semaha durmustu. Göge yükselen zilgitlar, ayni çati altinda, ayni toprak üzerinde yasamanin bulunmaz nimetini haykiriyordu. Anadolu'nun her kösesinden çikan sesler, gelip hepsinin entelektüel olarak mayalandiklari kadim kent Istanbul'da birlesiyor, iki dilden, Türkçe Kürtçe "Kara Üzüm Habbesi" türküsünde sembollesiyordu.

Ve iste kizilca kiyamet de burada kopuyordu. Parçanin yarisi Kürtçe oldugu için hiçbir müzik kanali "Kara Üzüm Habbesi'nin klibini yayinlamiyordu.

Anlatir misiniz bana bu türkünün, her gün çaldiginiz Sibel Can'in "Berivanim"indan, Servet Kocakaya'nin "Keke"sinden Mahsun Kirmizigül'ün "Kardeslik Türküsü"nden, Ibrahim Tatlises'in "Tombol tombul memeler"inden farki ne Allahaskina? Içinde bir kaç kelime Kürtçe geçmesi mi? Hani kardestik? Hani herkesin dilini kullanmasi evrensel bir insan hakkiydi? Hiç mi kardesinizin hakki yok yaninizda? Kardes kardese bunu yapar mi Allahaskina? Elinizi vicdaniniza koyun ve Çanakkale Savasi'nda, Kibris çikartmasinda Türk kardesleriyle ayni amaç ugruna ölen ve adina anitlar diktiginiz Hakkarili, Bitlisli, Diyarbakirli ölmüslere -ki ölüme gidene kadar bu türküler hiç birinin dilinden eksik olmazdi- izah edin bakalim bu yasagi. Söyle mi diyeceksiniz:

Bu vatan için ölebilirsiniz, ama dilinizi kullanamazsiniz! Öyle mi?

MUHSIN KIZILKAYA
6 Agustos 2000
Yeni Binyil Gazetesi

Popüler Süryani Müziği

Süryanilerin kilise dışındaki müzikle tanışmaları oldukça yenidir. 20. yy'da Mezopotamya'da yaşayan Süryaniler arasında kimlik bilincinin oluşmasıyla birlikte Süryani aydınları bir ulusal müzik yaratma çabasının içine girdiler. Süryani yazar ve şairleri ulusal duyguları harekete geçirebilmek için şiir yazıp ilk bestelerini yapmaya başladılar. Her ne kadar Süryaniler'in popüler müziği keşfetmeleri bu dönemlere rastlasa da, mirasçısı oldukları Mezopotamya uygarlığında köklü bir müzik geleneği mevcuttu. Birinci Dünya Savaşı sonrasında gündeme gelen Süryani müziği hareketinin yaratıcıları arasında yazar, şair ve müzisyenler de vardı. Naum Faik, Yuhanon Salmon ve Gabriel Assad gibi isimlerin şiirleri kilise makamlarından da yararlanarak bestelendi. Bu arada insan sesine müzik aletleri de eşlik etti. Başlangıçta yalnızca keman kullanılıyordu. Ancak elimizde o dönemlere ait kayıt olmadığından bu konuda kesin bir şey söylemek oldukça zor.
1960'larda Süryani müziği Suriye ve Lübnan'da yeni bir ivme kazanmıştır. Suriye'de Nuri Skandar, Corç Çaçan, Pol Mikael gibi kompozitörler çalışmalarını hızlandırdılar. Calil Mağilo, Simgan Zakariye, Jan Barbar ve sonrasında Habib Musa, Josef Malke gibi müzisyenler ve grupları çıkmaya başladı. Bu dönemlerde söylenen ve klasikleşen "Şamumar" adlı parça tüm Süryanilerin ilk mırıldandıkları melodilerdendir.
1965'li yıllarla birlikte Süryanilerin göç etmeye başladıkları Avrupa'da müziğin tümüyle keşfedildiği yeni bir dönem başlar. Bu dönemde müzik Süryani kimliğinin bir parçası olur. Müzik, bir yerde anavatanlarındaki sosyal ve politik gelişmelerin önüne çekilen setlerin kaldırılmasını temsilcisidir. Süryaniler ilk kez bir sınırlamaya uğramadan özgür bir şekilde duygularını açığa vururlar. Hüzünler, sevinçler, umutlar, umutsuzluklar, anayurda dönüş özlemi hepsi müziğin içinde harmanlanır. İlk dönemlerde Süryanilerin müziğe karşı büyük talebinin nedenlerinden biri belki de bu temalardır.
Talep büyüktür ancak müzik yapacak insan yoktur. Ancak Süryaniler bu sorunu çözmekte fazla gecikmez. Avrupa ve Amerika kıtasında onlarca müzisyen ve grup ortaya çıkar. Bazıları Ortadoğuda ünlenen melodileri aynen kopye edip Süryanice sözlerle söyler. Bazıları kilise makamlarından yararlanarak bir çıkış yolu arar. Bazıları bu işi hobi olarak yapar diğerleri ise ciddiye alır. Ve bu süreç hâlâ bu şekilde devam ediyor. Bu arada erkeklerle birlikte Süryani kadınlar da müzik alanında boy göstermeye başlar. Juliana Jendo, Nahrin Garis, Şamiram Malke, Babylonia ve Linda George bu kadın sanatçıların önde gelenleridir.
Türkiye'de ciddi anlamda Süryani müziği ile ilgilenen insan sayısı yok denecek kadar azdır, yetkin insanlar ne yazık ki pek yoktur. Süryani olup da Türk Halk Müziği alanında tanınmış üç tane Süryani kökenli sanatçı sayabiliriz: Bedri Ayseli, Çoşkun Sabah ve Bülent Sabah.
Günümüze kadar sözlü olarak aktarılan Süryani halk ezgileri oldukça zengin olmasına rağmen folklorik anlamda araştırma yapılmaması, eserlerin kaydedilmeden, zamanla başkalaşarak kuşaktan kuşağa geçmesi şarkıların gün ışığına çıkartılmasına engel olmaktadır. Süryaniler düğünlerde, toplantılarda bir araya geldiklerinde bu şarkıları söyleyebilmekte; nesilden nesilen şarkıları sözlü olarak aktarılabilmektedirler. Buna mukabil kiliselerde ilahileri icra edecek korolar oluşturulmuş ama zengin ilahi hazinesine rağmen eğitimsiz insanlar yüzünden kilise müziği de yetersiz kalmıştır. Süryanilerin Türkiye'de kendi müziklerine karşı olan ilgisizliğine rağmen başkaları Süryani müziklerine ilgi göstermiş ve kasetlerinde Süryanice şarkılar seslendirmişlerdir. Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu, Temmuz 1999 yılında Kalan müzikten çıkardığı Kardeş Türküler/Doğu adlı albümünde iki adet Süryanice şarkıya da yer vermiştir.


Gudi
Gudi myanne bi-gani hey Gudi
Şarsiyanne dı-ranani hey Gudi
Ana (Uana) Gudi meyanne hey
Kade (Ukado) ammo mı-hezrane hey Gudi


Yayık
Yayığı sallamaktan
Kollarım yoruldu
Gudi Yayığı hazırlıyorum
Ammo için yağ hazırlıyorum



Rave
Tvtavia u-ğavri minna resgare kela şela
Şela tre lave utre nişkanna
Nışıkla u hışla lı-şarre

Lavi kima lıg vara
Lavi keme ligvara h'abdolo lavo
Hlule kemtarri varra hey lave
Surtevan u kosi hivara h'abdolo lavo

Hayoni tela şorşete slela
Deşore bi-tope bitre u pela
Tela min parre odanoti kleta


Sarhoş
Arkadaşımla birlikte damda oturuyordu
İki gence öpücük verdi
Ve o iki genç savaşmaya gittiler

Oğlum evlenmeye yeltendi
Ah oğlum ah...
Müstakbel gelin kapımızın önünden geçti
Yaşlanmadan saçların ağardı, zavallı oğlum

Gökten bir güvercin indi
Kanatlarından sana
Taç yapmaya geldim



bkz: www.minidev.com

Vizontele'den

...
İnsan sevdiğine yarasını verir mi ?

Ara

 

Vesaire

Ç ç Ğ ğ İ ı Ö ö Ş ş Ü ü

»» Türk Harfleri Çevirmeni

»» Bize Ulaşın
»» RSS:Başlıklar

Arşiv

February 2005
Sun
Mon
Tue
Wed
Thu
Fri
Sat
 
 
 
 
 
 
 
 

Sıcağı sıcağına

https://static.twoday.net/ yilmaz/images/DX07N_4UMAAC zhh.jpg
https://static.twoday.net/ yilmaz/images/DX07N_4UMAAC zhh.jpg
zehni - 9. Mar, 17:18
von Blogger zu Blogger
Würdest Du mir ein Interview geben? Ich schreibe...
ChristopherAG - 5. May, 01:06
Su akıyor ve ben...
Sonra fark ettim ki Su akıyor rüzgar esiyor Yağmur...
zehni - 15. Apr, 13:42
Sana..
Haddeden geçmiş nezâket yâl...
zehni - 15. Apr, 13:32
Görenlere Aşk...
Asik olan ummana düser vay vay vay Hayvan gelir...
zehni - 25. Dec, 16:15
İnek nasıl...
İNEĞİN köydeki Atatürk büstüne...
zehni - 26. May, 20:22
Takvimlerden haberin...
GECELER DÜŞMAN Söz - Beste : Adnan...
zehni - 26. May, 20:19
DİNİ YİRMİ...
Londra'daki caminin yeni imamı şehre gitmek...
zehni - 10. Apr, 12:48
UPANİŞADLAR
İnsanlığın en eski felsefe eserleri. 4000...
zehni - 17. Mar, 18:20
YEM BORUSU
Görmüyoruz sanmayın içyüzünü...
zehni - 14. Mar, 13:02

Users Status

You are not logged in.

Durum

Online for 5152 days
Last update: 9. Mar, 17:18

turkey




Get Firefox!
Get Thunderbird!

CiDDi CiDDi
FUCKUELTE HAYVANI
gayriciddi
KOESHEM
OKUMUSH CHOCUK
SHARKI ve SHIIR
ya$ayarak
Profil
Logout