BU NE ŞİMDİ
Düşünün ki evlisiniz (bekarlar düşünsün, evlilerin ekstra bir şey yapmasına gerek yok). Eşinizle aranız gayet iyi. Görünürde hiçbir problem veya hiçbir problem olasılığı yok.
Birgün eşiniz eve geliyor ve buram buram kadın parfümü kokuyor. Bariz bir koku. Şüphesiz bir kadın parfümü. İçiniz gayet rahat sadece şaşırmışlığın etkisiyle "kadın parfümü kokuyorsun" diyorsunuz.
O da size işyerinde aptal ötesi bir arkadaşlarının olduğunu, adamın sevgilisine hediye olarak bir parfüm aldığını, onlara hediyeyi gösterdiğini, sonra da salakça bir şaka yaptığını düşünerek herkesin üzerine parfümden sıktığını söylüyor. Yiyorsunuz.
Sonra birgün eve geliyor. Çok monoton yaşadığını, artık hayatında bir takım değişiklikler yapmak istediğini söylüyor. Hak veriyorsunuz, destekliyorsunuz. "Zaten arkadaşlarla konuştuk. Bundan sonra her Cuma halı saha maçı yapacağız" diyor. "Yaaa ne güzel" diyorsunuz.
İlk Cuma çok geç geliyor. Biliyorsunuz ki maçta. Geldiğinde gayet dinç, hiç yorulmamış bir eşle karşılaşıyorsunuz. Sonra ikinci hafta geliyor. Yine maça gidiyor. Eve gelmesini beklediğiniz o geç saatte size telefon açıyor. Bilimum aşk duygularını dile getirip sonrasında maçı kazandıklarını ve ödül olarak bir dürümcüye gittiklerini, şuan yemek yiyor olduklarını söylüyor. "Tamam" diyorsunuz. Sesi o kadar mutlu geliyor ki siz ondan daha fazla mutlu oluyorsuzun.
Eve geliyor. Tıpkı geçen haftaki gibi. Yorgunluk namına eser yok, moral en yüksek seviyede. Bir kıllık düşüyor içinize. "Sen nasıl maç yapıyorsun. Hiç maçta oynamış gibi değilsin" diyorsunuz. O da en sevimli haliyle kendisinin ne kadar dinç bir erkek olduğundan, asla yorulmadığından, diğerlerinin tel tel döküldüğünden, attığı gollerden bahsediyor.
Vakit çok geç, yatıyorsunuz. Kafanız karışmış durumda. En enteresan senaryolar geçiyor kafanızdan. Onu alıp oraya bunu alıp buraya koyuyorsunuz. Tuhaf sözcükler dökülüyor ağzınızdan.
"Biliyor musun eğer ben bir erkek olsaydım, evli olsaydım ve ayriyeten bir sevgilim olsaydı, çok fazla tek başına dışarı çıkan bir eş olmasam yani eşimin gözünde sicilim temiz olsa ona, hayatımın çok monoton olduğunu ve her Cuma arkadaşlarımla halı saha maçı yapacağımı söylerdim. Eşim bana sonsuz güven duyduğundan böyle bir söze karşı ancak 'tabi' derdi. Her Cuma sevgilimle buluşup gece 11-12'ye kadar onunla vakit geçirirdim. Eğer bir buluşmamızda sevgilim yanından gitmemi istemezse o zaman eşimi arar maçı kazandığımızı ve dürümcüye gittiğimizi söyler birkaç saat daha geç giderdim eve. Gittiğimde aslında maç yapmadığım için hiç yorgun olmaz aksine sevgilimle güzel bir gün geçirdiğim için kendimi çok iyi hisseder, çok pozitif olurdum. Bir de eşim olayı çakmasın diye süper davranır, bilimum jestler yapardım. Eşim bu jestlerin sebebini sorduğunda ona, geç geldiğimi yani onu evde yalnız bıraktığımı ancak o hiçbir kötü tepki vermediğinden tüm bu jestleri hakettiğini söylerdim. Cidden erkek olsaydım eğer tıpkı böyle davranırdım" diyorsunuz.
Eşiniz kahkahalarla gülüyor size. Ne kadar hayalprest olduğunuzu söylüyor. "Saçmalama" diyor. "Seni aldatır mıyım" diyor. "Seni çok seviyorum" diyor. "Sana aşığım" diyor. "Aklımdan bile geçmez böyle bir şey" diyor. "Sen aldatılacak birisi değilsin" diyor. "Seni aldatacak duruma düşsem zaten senden ayrılırım" diyor. "İnanmıyorsan arkadaşların telefonunu vereyim hepsini teker teker ara" diyor. Onu ne kadar çok sevdiğinizi söylüyor. Ve akabinde onu ne kadar çok kıskandığınızı. Hatta bu kıskançlığınızın abartmadığınız müddetçe onu mutlu ettiğinden bahsediyor. Sürekli gülüyor ama. Sürekli sizin aşırı gelişmiş hayalgücünüzden bahsediyor. Yumuşuyorsunuz.
Çünkü sizi yumuşatmak için tüm yumuşatıcıları kullanıyor.
Ertesi hafta geliyor. Size artık maça gitmeyeceğini söylüyor. "Artık maç yapmıyoruz" diyor.
Şaşırıyorsunuz. Niye diyorsunuz. İşte diyor.
Sonra birgün bir arkadaşınıza gidiyorsunuz. Bir ablası var arkadaşınızın. Ve muhteşem bir evliliği. Yıllardır birbirini seven iki insanın aynı sevgiyle sürdürdükleri bir evlilik. Asla sarsılmaz, bitmez diye büyük paralar karşılığı bahse bile girebileceğiniz.
Adamın eşini aldattığını ve şuan mahkemeleri olduğunu öğreniyorsunuz.
Dumur oluyorsunuz bir anda.
Birkaç hafta önce yaşadıklarınız geliyor aklınıza. "Yok canım kesinlikle aldatmıyordur" dediğiniz eşinizin potansiyel bir kazanova olabileceği düşüncesi "olabilirlik"ten çıkıp "kesin öyle" kavramına dönüşüyor.
O gün arkadaşınızda kalıyorsunuz.
Sabah işyerine gelip hemen eşinizi arıyorsunuz ve eşinize "eğer beni aldatıyorsan öl inşallah, eğer öyle bir şey yapıyorsan Allah seni kahretsin, seni asla affetmem, bunu yaptığına pişman ederim seni" diyorsunuz.
Eşiniz dumur.
Tabiri caizse "hönk"lük bir duruma düşüyor. "Şaka mı yapıyorsun nereden çıktı şimdi bu" diyor. Hiçbir şey söylemeyip kapatıyorsunuz telefonu. Eve gidip sorgulama yapmak için akşamı iple çekiyorsunuz.
Soru-1:
Bu ne şimdi?
Paranoyaklık?
Direk kafayı sıyırtmak?
Gerçekle yüzyüze gelmek, kısaca aldatılmak?
Çevreden aşırı etkilenmek?
Eşe haksızlık etmek?
Günahını almak?
Saçmalamak?
Abartmak?
Sıkmak?
Aptal olmak?
Soru-2:
Ben neyim?
Kuruntulu
Boynuzlu
Üşütük
Gerçekçi
vs.vs.vs.vs.vs.vs.
Ne bu yaaa!!!
Birgün eşiniz eve geliyor ve buram buram kadın parfümü kokuyor. Bariz bir koku. Şüphesiz bir kadın parfümü. İçiniz gayet rahat sadece şaşırmışlığın etkisiyle "kadın parfümü kokuyorsun" diyorsunuz.
O da size işyerinde aptal ötesi bir arkadaşlarının olduğunu, adamın sevgilisine hediye olarak bir parfüm aldığını, onlara hediyeyi gösterdiğini, sonra da salakça bir şaka yaptığını düşünerek herkesin üzerine parfümden sıktığını söylüyor. Yiyorsunuz.
Sonra birgün eve geliyor. Çok monoton yaşadığını, artık hayatında bir takım değişiklikler yapmak istediğini söylüyor. Hak veriyorsunuz, destekliyorsunuz. "Zaten arkadaşlarla konuştuk. Bundan sonra her Cuma halı saha maçı yapacağız" diyor. "Yaaa ne güzel" diyorsunuz.
İlk Cuma çok geç geliyor. Biliyorsunuz ki maçta. Geldiğinde gayet dinç, hiç yorulmamış bir eşle karşılaşıyorsunuz. Sonra ikinci hafta geliyor. Yine maça gidiyor. Eve gelmesini beklediğiniz o geç saatte size telefon açıyor. Bilimum aşk duygularını dile getirip sonrasında maçı kazandıklarını ve ödül olarak bir dürümcüye gittiklerini, şuan yemek yiyor olduklarını söylüyor. "Tamam" diyorsunuz. Sesi o kadar mutlu geliyor ki siz ondan daha fazla mutlu oluyorsuzun.
Eve geliyor. Tıpkı geçen haftaki gibi. Yorgunluk namına eser yok, moral en yüksek seviyede. Bir kıllık düşüyor içinize. "Sen nasıl maç yapıyorsun. Hiç maçta oynamış gibi değilsin" diyorsunuz. O da en sevimli haliyle kendisinin ne kadar dinç bir erkek olduğundan, asla yorulmadığından, diğerlerinin tel tel döküldüğünden, attığı gollerden bahsediyor.
Vakit çok geç, yatıyorsunuz. Kafanız karışmış durumda. En enteresan senaryolar geçiyor kafanızdan. Onu alıp oraya bunu alıp buraya koyuyorsunuz. Tuhaf sözcükler dökülüyor ağzınızdan.
"Biliyor musun eğer ben bir erkek olsaydım, evli olsaydım ve ayriyeten bir sevgilim olsaydı, çok fazla tek başına dışarı çıkan bir eş olmasam yani eşimin gözünde sicilim temiz olsa ona, hayatımın çok monoton olduğunu ve her Cuma arkadaşlarımla halı saha maçı yapacağımı söylerdim. Eşim bana sonsuz güven duyduğundan böyle bir söze karşı ancak 'tabi' derdi. Her Cuma sevgilimle buluşup gece 11-12'ye kadar onunla vakit geçirirdim. Eğer bir buluşmamızda sevgilim yanından gitmemi istemezse o zaman eşimi arar maçı kazandığımızı ve dürümcüye gittiğimizi söyler birkaç saat daha geç giderdim eve. Gittiğimde aslında maç yapmadığım için hiç yorgun olmaz aksine sevgilimle güzel bir gün geçirdiğim için kendimi çok iyi hisseder, çok pozitif olurdum. Bir de eşim olayı çakmasın diye süper davranır, bilimum jestler yapardım. Eşim bu jestlerin sebebini sorduğunda ona, geç geldiğimi yani onu evde yalnız bıraktığımı ancak o hiçbir kötü tepki vermediğinden tüm bu jestleri hakettiğini söylerdim. Cidden erkek olsaydım eğer tıpkı böyle davranırdım" diyorsunuz.
Eşiniz kahkahalarla gülüyor size. Ne kadar hayalprest olduğunuzu söylüyor. "Saçmalama" diyor. "Seni aldatır mıyım" diyor. "Seni çok seviyorum" diyor. "Sana aşığım" diyor. "Aklımdan bile geçmez böyle bir şey" diyor. "Sen aldatılacak birisi değilsin" diyor. "Seni aldatacak duruma düşsem zaten senden ayrılırım" diyor. "İnanmıyorsan arkadaşların telefonunu vereyim hepsini teker teker ara" diyor. Onu ne kadar çok sevdiğinizi söylüyor. Ve akabinde onu ne kadar çok kıskandığınızı. Hatta bu kıskançlığınızın abartmadığınız müddetçe onu mutlu ettiğinden bahsediyor. Sürekli gülüyor ama. Sürekli sizin aşırı gelişmiş hayalgücünüzden bahsediyor. Yumuşuyorsunuz.
Çünkü sizi yumuşatmak için tüm yumuşatıcıları kullanıyor.
Ertesi hafta geliyor. Size artık maça gitmeyeceğini söylüyor. "Artık maç yapmıyoruz" diyor.
Şaşırıyorsunuz. Niye diyorsunuz. İşte diyor.
Sonra birgün bir arkadaşınıza gidiyorsunuz. Bir ablası var arkadaşınızın. Ve muhteşem bir evliliği. Yıllardır birbirini seven iki insanın aynı sevgiyle sürdürdükleri bir evlilik. Asla sarsılmaz, bitmez diye büyük paralar karşılığı bahse bile girebileceğiniz.
Adamın eşini aldattığını ve şuan mahkemeleri olduğunu öğreniyorsunuz.
Dumur oluyorsunuz bir anda.
Birkaç hafta önce yaşadıklarınız geliyor aklınıza. "Yok canım kesinlikle aldatmıyordur" dediğiniz eşinizin potansiyel bir kazanova olabileceği düşüncesi "olabilirlik"ten çıkıp "kesin öyle" kavramına dönüşüyor.
O gün arkadaşınızda kalıyorsunuz.
Sabah işyerine gelip hemen eşinizi arıyorsunuz ve eşinize "eğer beni aldatıyorsan öl inşallah, eğer öyle bir şey yapıyorsan Allah seni kahretsin, seni asla affetmem, bunu yaptığına pişman ederim seni" diyorsunuz.
Eşiniz dumur.
Tabiri caizse "hönk"lük bir duruma düşüyor. "Şaka mı yapıyorsun nereden çıktı şimdi bu" diyor. Hiçbir şey söylemeyip kapatıyorsunuz telefonu. Eve gidip sorgulama yapmak için akşamı iple çekiyorsunuz.
Soru-1:
Bu ne şimdi?
Paranoyaklık?
Direk kafayı sıyırtmak?
Gerçekle yüzyüze gelmek, kısaca aldatılmak?
Çevreden aşırı etkilenmek?
Eşe haksızlık etmek?
Günahını almak?
Saçmalamak?
Abartmak?
Sıkmak?
Aptal olmak?
Soru-2:
Ben neyim?
Kuruntulu
Boynuzlu
Üşütük
Gerçekçi
vs.vs.vs.vs.vs.vs.
Ne bu yaaa!!!
zehni - 10. Mar, 22:27
eeee